Aylık arşivler: Şubat 2013

Dijital Dünyada İş – Özel Hayat Dengesi

Share

Bu yazım 20/02/2013 tarihinde AdresGezgini Blog‘da yayınlanmıştır.

Dünyamızdaki teknolojik ilerlemelerin en büyük lütuflarından birisi aynı zamanda en büyük dertlerden biri haline geldi: Daimi bağlanabilirlik. Eskiden iş – özel hayat dengesi  sadece ofiste ne kadar fazla mesaiye kaldığınız ya da eve iş götürüp götürmediğinizle ilgili bir konuydu. Günümüzde ise durum çok farklı. Her an elimizin altında olan teknolojinin varlığıyla, ulaşılabilirliğe dair beklentiler köklü bir değişime uğradı. Her an internete bağlanabilir olduğumuz bilindiği için, daima müsait olarak algılanmaya başladık.

work life balance

İnsan, doğası gereği olayların dışında kalmaktan hoşlanmaz. Sahip olduğumuz mobil teknolojiyle de hiç birşeyin dışında kalmak zorunda değiliz. Bu yüzden, hayatımızdaki öncelikleri değiştiren, her an bağlı olmak gibi tuhaf bir ihtiyaç içerisindeyiz.  Dolayısıyla artık çalışanlar ve işverenler elektronik cihazlarının kölesi olmuş durumdalar. Neden mi? Çünkü sürekli bir şeyleri kaçırma korkusu içerisindeler. Hatta bazılarımız, gerek iş gerekse özel hayatımızda mobil iletişimi yüz yüze iletişimin de önüne geçiriyoruz.  Bu davranış biçiminin getirmiş olduğu negatif etkiler oldukça fazladır. İyi haber ise, bunu engellemek için yapabileceğiniz bir şeyler var!

modern_life

Okumaya devam et

Dunning-Kruger Etkisi ve Demokrasinin Çöküşü

Share

mephobia

Dunning-Kruger sendromu olarak da adlandırılan Dunning-Kruger etkisi, Cornell Üniversitesi’nden Justin Kruger ve David Dunning adlı iki psikoloğun tanımlamış olduğu bir algılama eğilimidir. Bu eğilim Türk kültüründeki “cahil cesareti” ile birbirine benzetilmektedir.  Temel olarak; “Yetkin olmayan insanlar, vardıkları yanlış sonuçlar ve talihsiz seçimlerin yanlışlığını anlayabilecek kapasiteye sahip değillerdir.” görüşünü savunur.  1999 yılında ortaya atılan bu görüş Justin Kruger ve David Dunning’e psikoloji dalında Nobel Ödülü kazandırmıştır. Hipoteze göre;

  • Yetkin olmayan insanlar becerilerine aşırı değer biçme eğilimindedirler.
  • Yetkin olmayan insanlar diğer insanlardaki gerçek beceriyi farkedememektedirler.
  • Yetkin olmayan insanlar kendilerindeki yetersizliğin boyutunu görememektedirler.
  • Eğer bu yetkin olmayan insanlar becerilerini geliştirmek üzere eğitilirlerse, geçmişteki eksikliklerini farkedip kabul etmektedirler.

hort

Okumaya devam et

Bebeklerin Dilbilimsel Dehası

Share

geniusWashington Üniversitesinde dil gelişim uzmanı olan Patricia Kuhl, bebeklerin, etrafındaki insanları dinleyerek ve bilmeleri gereken seslere dair istatistikler tutarak  nasıl bir dilin üstüne başka bir dili öğrendiklerine dair şaşırtıcı verileri paylaşıyor. Bebekleri ilk gördüğümüzde hepimizin içinde onlara dokunma ya da ne kadar güzel göründüklerini söyleme isteği oluşur. Fakat bizler sadece onun dışındaki güzelliği görürüz. Minicik beyinlerinde neler olup bittiğinden hiçbirimizin haberi yoktur. Nörolojinin modern araçları ise bebeklerin beyinlerinde olup bitenlerin roket biliminden hiç de aşağı kalır yanı olmadığını gösteriyor.

Dünya üzerindeki bütün insanlar konuştukları dilleri muhafaza etmek isterler ve bunu yapmak için de bebekleriyle o dili konuşurlar. Buradaki soru ise neden bir dili bize, yetişkinlere konuşarak muhafaza edemiyoruz? Bu konu tamamen beynimizle ilgili. Dil, kritik bir öğrenme sürecidir. Yaşımız ilerledikçe öğrenme eğrimiz azalarak devam eder. Bebekler ve çocuklar 7 yaşına kadar bu konuda birer dâhidirler. Sonrasında ise sistematik bir düşüş yaşarlar diyor Patricia Kuhl. Bu bilgilendirici konuşmayı mutlaka izleyin.

Dijital Kültür Beyin Kıvrımlarımızı Nasıl Şekillendiriyor?

Share

Beynimizin dış dünyada yaşanan olaylara karşı inanılmaz bir adaptasyon yetisi vardır. Bu, bilimsel olarak Nöroplastisite kavramı ile açıklanıyor. Nöroplastisitenin tanımı ise; Sinir sisteminin çevresel değişikliklere ve hasarlanmaya karşı nörofiziksel ve nörokimyasal uyum geliştirme yetisi. Yani beynimizin yaşadığımız deneyimler sonucunda değişebilme yeteneğine verilen isimdir.

Dış dünya ile yaşadığımız bu benzersiz etkileşimler sayesinde fiziksel beynimiz değişime uğruyor ve de her birimizin deneyimlerine göre kişiselleşiyor.  Aynı zamanda biyolojik bir değişimin yaşanıyor olup olmadığı da tartışma konusu. Peki bu etkileşimlerle değişebilme yetisine sahip olan beynimiz, yaygın olarak kullanılan dijital teknoloji ile beklenmedik bir değişimle karşılaşırsa neler olur acaba?

brain

Okumaya devam et